Türk Koster Filosunun Rekabetçiliği – Makro Dış Çevre Faktörlerinin Etkisi

Türk Koster Filosunun Rekabetçiliği – Makro Dış Çevre Faktörlerinin Etkisi

Tarih boyunca toplu yerleşimlerin genellikle nehir kıyılarında oluşması, denize kıyısı olan şehirlerin diğer şehirlerle kıyaslandığında daha yüksek bir refah seviyesine sahip olması hiç kuşkusuz tesadüf olamaz. Kısa veya uzun mesafe fark etmeksizin tek seferde büyük miktarda yük taşınmasının mümkün olduğu deniz taşımacılığı yüzyıllar boyunca ülkelerin ve bölgelerin ekonomik gelişme sürecindeki en önemli katalizörlerden birisi olmuştur. Her ne kadar deniz ticaretine konu olan yüklerin büyük bir kısmı açık denizlerde taşınıyor olsa da önemli bir kısmı da bölgesel taşımalardan oluşmaktadır. Karadeniz, Akdeniz ve Kıta Avrupası dikkate alındığında küçük tonajlı gemilerle taşımacılığın öne çıktığı görülmektedir. Bu kapsamda, 1.000-12.000 dwt aralığında olup, finansal olarak büyük tonajlı gemilere kıyasla daha az risk barındıran, ayrıca düşük draftlı bölgelerde seyir yapabilmesinin yanı sıra küçük tonajlı ve farklı muhdeviyata sahip yük cinslerini taşıyabilme imkanı sunan koster tipi gemiler bu bölgede oldukça talep görmektedir. Söz konusu bölgede, dünya genelindeki deniz yolu taşımacılığının %25’inin, kısa mesafe deniz taşımacılığının ise %50’sinin gerçekleştirildiği düşünüldüğünde, bölgenin sahip olduğu önem daha iyi anlaşılacaktır. Bölgedeki yoğun deniz ticareti faaliyetleri aynı zamanda koster armatörleri arasındaki rekabeti kızıştıran bir etki yaratmaktadır. Özellikle tam rekabet piyasası emarelerine sahip tarifesiz denizyolu (tramp) taşımacılığı kapsamında değerlendirilen koster piyasasında rol alan armatörlerin, rekabetin yoğun olduğu böylesine bir ortamda hayatta kalabilmeleri için rakipleri ile rekabet edebilir güçte olması gerekmektedir. Bu tür rekabetçi baskılar, tek gelir kaynağı navlun geliri olan armatörlerin rekabet gücü elde edebilmek veya mevcudu koruyabilmek adına mevcut hizmet portföylerini gözden geçirmeye ve yeni pazarlar aramaya mecbur bırakmaktadır. Özellikle 2008 krizi sonrasındaki ekonomik iklim düşünüldüğünde birçok koster armatörünün yeteri kadar navlun geliri elde edemediği görülmüş, birçoğu piyasadan çekilmek zorunda kalmıştır.

Dünya ticaretindeki rolü düşünüldüğünde deniz yolu taşımacılığı, Türkiye gibi ülkelerin ekonomik katma değer yaratabilmesinde stratejik öneme sahip sektörlerden birisi olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda bölgedeki en büyük koster filosuna sahip Türkiye’nin mevcut durumu koruyabilmek ve geliştirebilmek adına rekabetçiliğini etkileyebilecek faktörlerin dikkatlice incelenmesi, öne çıkan risk unsurlarının belirlenmesi ve gerekli aksiyonların alınması önem arz etmektedir.

Gemi alım satım brokerleri, ilgili dernek ve araştırma kurumlarının yöneticileri ve armatörler ile yapılan görüşmeler neticesinde elde edilen bulgular makro dış, mikro dış ve mikro iç faktörler kapsamında analiz edilmiştir. Bu yazıda makro dış çevre faktörlerinin Türk koster filosunun rekabetçiliği üzerine etkilerinden bahsedeceğiz.

Makro dış çevre faktörleri

Ekonomik, politik, teknolojik ve yasal gelişmelerin yanı sıra tersanelerin koster taşımalarına etkisi bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Her ne kadar deniz taşımacılığı küresel ticaret aktivitelerinden beslenen bir yapıya sahip olsa da bazen bölgesel gelişmeler olumlu gidişatı tersine çevirebilmektedir. Örneğin, BDI (Baltic Dry Index) yukarı doğru giderken bölgesel navlun hareketinin gözlendiği ISTFIX (Istanbul Freight Index) ters hareket edebilmektedir. Bölgenin önde gelen ihracatçı ülkeleri olan Rusya ve Ukrayna’da yaşanan gelişmelerin yanı sıra talebin büyük kısmını üstlenen Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde yaşanan karışıklıklar, bölgedeki ticari aktivitelerin zarar görmesine neden olurken, bu taşımalardan beslenen koster piyasasını da doğrudan olumsuz bir şekilde etkilemektedir.

Denizcilik sektörü küresel gelişmelerin etkisi altında olup, ekonomik çalkantılardan nasibini almaktadır. Uluslararası ekonomik kriz dönemlerinde, Türk koster armatörleri de rakipleri kadar etkilenmektedir. Piyasaların geleceğine yönelik iyimser beklentilerle tersanelere gemi siparişi veren armatörler, özellikle 2008 sonrası oluşan ekonomik çöküntü neticesinde finansal darboğaza girmiş, özellikle büyük tonajlı gemi değerlerinde kısa sürede görülen büyük kayıp neticesinde söz konusu gemileri elden çıkarmak da etkili bir çözüm olmamıştır. Birçok armatör piyasadan çekilmiş veya günü kurtarabilmek adına akla gelmeyecek stratejiler uygulamak zorunda kalmışlardır. Tarihsel sürece bakıldığında döngüsel bir yapıya sahip olan denizcilik sektörünün bu özelliğini bilerek hareket eden armatörler ise tutarlı politikalar ile hayatta kalarak faaliyetlerini sürdürebilmektedirler. Özellikle piyasadan çekilmelerin sonrasında dengelenen ve kısıtlı hale gelmesi muhtemel arz tarafında kalabilen bu armatörler, tekrar yukarı ivmenin başladığı dönemlerde öne çıkacaklardır. Ancak genel olarak bakıldığında Türk koster armatörleri finansal açıdan yeterli güce sahip değillerdir. Bunun başlıca nedenleri arasında piyasayı yeterince okuyamamak ve doğru zamanda yatırım yapamamak olarak gösterilebilir. Yanlış zamanda verilen yanlış kararlar, sonraki dönemlerde geri dönüşü mümkün olmayan yollara girilmesine yol açarak ve işletmenin altından kalkamayacağı yükleri beraberinde getirmiştir.

Kosterlere özgü spesifik bir teknolojik gelişme söz konusu olmasa da Balast Suyu Yönetimi (BWM) ve Kükürt salınımına yönelik kısıtlayıcı düzenlemeler, küresel olarak seyir faaliyetlerini etkileyen iki kritik kısıtlama olarak öne çıkmaktadır. BWM uyumluluk maliyetleri, normalde 6.500 DWT’lik bir koster için 300.000 – 500.000 $ arasında iken, kükürt temizleme sistemi maliyeti ise 1,6 milyon $ ‘a ulaşmaktadır. Her iki yatırımın toplam maliyeti neredeyse 6.500 DWT’lik bir geminin satış fiyatına eşittir. Bu durum sektör için önem arz etmektedir. Türk koster armatörleri, çoğunlukla yüksek yaş ortalamasına sahip gemiler işlettiğinden dolayı, BWM ve Kükürt kısıtlamaları tarafından olumsuz yönde etkilenecektir. Bu durum her ne kadar yüksek bir finansman kaynağına sahip olmayı veya temin edebilmeyi gerekli kılsa da farklı bir açıdan bakıldığında, finansal açıdan sağlıklı işletmelerin filolarını modernize etmesini veya yenilemesini sağlayacaktır. Özellikle Liman PSC kontrolleri ile desteklenecek bu uygulama ile gemilerin kondisyonlarının belirli bir seviyenin üzerinde tutulması söz konusu olabilecektir. Aksi halde, işletme maliyetlerinin artması kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye, tersane hizmetleri alanında çok mesafe kat etmiş bir ülke olarak öne çıkmaktadır. Özellikle kaliteli bakım hizmetini düşük maliyetle sunması ve konum avantajı nedeniyle dünya çapında birçok gemi sahibinin gözdesi olan ilk beş ülkeden biri olmuştur. Tersanenin mevcudiyetinden ziyade yerli payının ne ölçüde olduğu tersane hizmetlerindeki en önemli unsur iken, Türkiye bu kapsamda istenen düzeyde değildir. Kuşkusuz, yerli payın artması ile maliyet-verimlilik ve bakım hizmetlerinin avantajları yüksek bir rekabet gücü sağlayacaktır. Avrupa’daki tersanelerde tam üretkenlik esasıyla özellikle emisyonlar üzerine tasarımlar söz konusu iken, Türkiye’de çok amaçlı bir gemiyi sıfırdan tasarlamak çok masraflıdır. 2020 yılına kadar sıfır emisyon kriterine bağlı olarak özellikle yakın mesafede tam elektrikli çalışan gemilere odaklanan Avrupa tersaneleri ile Türk tersanelerinin rekabet edebilmesi mümkün değildir.

Türkiye’de, denizcilik konularına ilişkin ihtisas mahkemeleri uygulamada fazla işlememekte olup, kullanılan sözleşmelerin hepsi İngiltere yasalarına uygun olarak yapılmaktadır. Dünyadaki sayılı finans merkezlerinden birisi olma hedefine sahip olan Türkiye’nin, mutlaka bir hukuk merkezi haline gelmesi gerekmektedir. Özellikle ticaret kapasitesinin geliştirilmesi amacına bağlı olarak, Türkiye’de deniz kanununun yürürlüğe konması ve hatta yasaları küresel deniz ticareti sermeyesine uygun seviyelere göre oluşturması gerekmektedir.

Have your say!

2 0
Tarafından yazılmıştır
2010 yılında İstanbul Üniversitesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra bir denizcilik firmasında görev yapmıştır. 2014 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Denizcilik İşletmeleri Yönetimi Anabilim Dalında Yüksek Lisansını tamamladıktan sonra aynı anabilim dalında başladığı doktora eğitimine halen devam etmektedir. Ağırlıklı olarak gemi yönetimi, finansal yönetim ve davranışsal ekonomi konularında araştırmalar yapmaktadır. 2017 yılından bu yana Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Denizcilik İşletmeleri Yönetimi bölümünde öğretim elemanı olarak görev yapmaktadır.

Cevap bırakın

kayıp Şifre

Kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturmak için bir bağlantı alacaksınız.