Deniz Ticaretinde Yatırım Yapılmadan Evvel Bilinmesi Gereken 10 Temel Bilgi

Deniz Ticaretinde Yatırım Yapılmadan Evvel Bilinmesi Gereken 10 Temel Bilgi

Son yıllarda özellikle yabancı basında “bilmeniz gereken 10 şey…” diye başlayan yazılara denk gelmişsinizdir. Bu yazıların popüler olmasının iki önemli sebebi vardır. Birincisi, zamanı hayli kısıtlı iş dünyasına, son derece kısa zamanda saatler alacak genel bir konuyu kısa ve gayet öz bir şekilde sunabilme özelliğidir. İkincisi ise, bazen bir meseleyi uzun uzun anlattığınızda okuyucu yazılar içerisinde kendini kaybeder ve ana mesajı kavramakta zorlanır. Dolayısıyla, en önemli on tane temel meseleyi seçer ve onları öz ve kısa bir şekilde sunarsınız. Böylece mesajınızı daha rahat iletmiş olabilirsiniz. Şimdi bu giriş kısmını da fazla uzatmadan, bu ay özellikle gemi yatırımlarına ilgi duyan insanların, böyle bir yatırım hamlesinden evvel bilmelerinde ciddi fayda gördüğüm bazı konulara kısa bir şekilde temas etmek istiyorum.

 

  1. Deniz ticareti ve hususi olarak gemi işletmeciliği çok teknik bir faaliyet sahasıdır:

Bana öyle geliyor ki, yatırımcılar sektörün ve gemilerin teknik özelliklerini ve ihtiyaçlarını biraz göz ardı ediyorlar. Günümüzde bu teknik kaosun her geçen gün hızla arttığı dikkate alınırsa, bu sektörde yatırımcının teknik göstergeleri ve değişkenleri küçümsemesi gibi bir lüksü bulunmuyor. Yani belki küçümsenmiyor olabilir ama yeterli önem veriliyor demek zor sanırım. Şöyle ki, çoğu yatırımcı (özellikle sektörde yeni olanları kastediyorum) bu meselenin teknik bir kadroya teslim edildiğinde bir daha geri dönülüp bakmayı gerektirmeyecek kadar basit olduğunu varsayıyor ya da danışmanları tarafından konu bu şekilde sunuluyor. Teknik departmanlarda biraz tecrübesi bulunan zabit/mühendis kadrolarıyla bu meselenin çözüleceğine ve üzerinde fazla durulması gerekli olmadığına inanmıştır bir çoğu. Diğer bir çok meselenin içerisinde en çok ihmal edildiğine inandığım konulardan biri “teknik körlük”tür. Bir yatırımcı çoğu zaman yatırım yaptığı sanayi kolu hakkında fazla bir teknik bilgiye ihtiyaç duymayabilir. Özellikle üretim sektöründe teknik açıdan sizi temsil edecek yeterli yönetici bulmak nispeten daha kolay olabilir. Ancak deniz ticareti gibi bir hizmet sektöründe buzdağının görünmeyen kısmı gibi ilk başta farkedilemeyecek büyüklükte teknik detaylar sizleri bekliyor. O yüzden, her yeni yatırımcı, yatırım analizinin bir parçası olarak, teknik konularda bir ön hazırlık yapması, kısa eğitim programlarından faydalanması veya danışmanlarından kendilerine teknik detaylar konusunda daha fazla bilgi vermesini talep etmelidir. Bu türden bir ön hazırlık, yatırımınızın yönünü tespit etmek, kimlerle çalışmak, ne tür bir yatırım yapmak gibi sorularınızın cevaplarını almanızda da faydalı olacaktır.

 

  1. Deniz ticaretinde ucuz iş ve işçinin maliyeti, tüm yatırımınızın bir kumar oyununa dönmesi olabilir:

Ucuz iş ve işçinin maliyeti konusu klişe bir konudur. Yatırımcı muhakkak ki, pahalı ile hakkını veren maliyetli iş arasında bir seçim yapmak zorunda. Burada bir önceki önerimize atıf yapalım: Teknik detaylardan tamamen uzak iseniz, bazı kararların başkaları tarafından alınmasına göz yummak zorundasınız. Kontrolün elinizde olmaması nedeniyle, maliyetlerin anlam ve amacını ölçmekte zorlanıyorsunuz. Bu zorluktan dolayı yapabileceğiniz yegane şey, maliyetleri kısmak ve kârlılık hedeflerinize bir an evvel ulaşmak için yöneticilerinize baskı yapmak. Ve bu durum işleri çok kısa zamanda daha kötüye götürmeye başlayacak.

Konuya geri dönersek, deniz ticaretinde özellikle ekonomik buhran dönemlerinde maliyetler sürekli gündemdedir. Ekonomik hareketlilik dönemlerinde de maliyetler genelde unutulur. Personel bolluğa alıştırılır. Durum tersine döndüğünde kemer sıkma politikalarının sonuçları ağır olabilir. Örneğin, iktisadi bunalım dönemlerinde kaza miktarları ve ihtilaflar artar. Daha fazla gemiler limanlarda tutulur. Gemiler daha hızlı yaşlanır (bakım masrafı kısılır, personel maaşları azaldığı için eskiden rutin olan işler angarya olarak algılanır vs.).  Burada yönetici sınıfını da hesaba katmakta fayda var. Pahalı gibi görünen bir yönetici, sizi çok daha pahalı bazı maliyetlerden kurtarabilir veya rakiplerinizden daha kolay ve karlı işler yapmanızı sağlayabilir. “Paha” bulanık bir konu muhakkak. Doğru insanın değerini, doğru insanlar bilirler. Burada kendi yeterliliğiniz de devreye girecektir. Bir üretim tesisinin değerinde önemli değişimler olmazken, bir geminin değeri bir kaç ay içinde birkaç on milyon dolar değişebiliyorsa, “pahalı” algınızda devrim yapmanın zamanı olabilir.

 

  1. Yöneticilerinizin teşvik mekanizmasını dikkatli düşünmelisiniz:

Örneğin, firmanıza ait tüm gemilerin satılması için çok uygun bir zamanda olmanıza rağmen, tüm gemilerin satılmasını size tavsiye edip işsiz kalmayı göze alacak yönetici bulamazsınız! Bu sadece yöneticinizle de kalmaz. Gemilerinizden bir şekilde komisyon ve ücret kazanan herkes için aynı durum söz konusudur. Gemiler yerinde durdukça gelir elde eden bir kesimin, size çok rasyonel ve çok vicdanlı yorumlar yapmasını beklemeyin. Bu sorunu çözmek için farklı ücretlendirme mekanizmaları planlanabilir ya da çeşitli iş güvenliği garantileri devreye sokulabilir. Burada kısaca temas ettiğim bu konu, denizcilik sektörünün küresel çaptaki önemli sorunlarından biridir. Bunu gözardı etmeniz, size pahalıya mal olabilir.

 

  1. Gemileri ev alıp satar gibi alıp satamazsınız:

Denizcilik sektörü için genelde rekabetçi ve etkin bir iktisadi piyasa yorumu yapılır. Genel itibariyle çok yanlış bir tespit olmamakla birlikte, etkinliğin derecesini farklı bir takım piyasalarla karşılaştırmakta fayda var. Borsada bir hisse senedini alıp satmak çok kolaydır. Devlet için bir köprü projesini yap-işlet-devret modeli ile satıp almak çok zordur. Bu iki uç örnek arasında gemilerin alım-satım faaliyetini, köprü örneğine daha yakın görüyorum. Aslında bu piyasanın durumu ile değişkendir. Ama tam ihtiyaç duyduğunuz bir anda herkes genelde benzer yatırım hamleleri planlar ve sonuç olarak etkinlik bir anda azalır. Örneğin navlun piyasası düşmeye başlayınca herkes gemilerini iyi fiyattan satmak ister ama alıcı bulamaz. Piyasalar yükselince iyi fiyatla (nispeten ucuz) gemi bulamazsınız. Alıcısı ve satıcısı zannedildiği kadar çok değildir. Kimi yatırımcı aylarca uygun bir gemi ya da gemisine uygun bir alıcı aramaktadır. Bulduğunuzda dahi gemi alım-satım süreçleri çok hızlı yürümez. Gemi ziyaretleri, sörveyler vs. derken uzunca bir süre geçmiş olur. Dolayısıyla deniz ticaretine yatırım yapan biri, bu sektörün likidite düzeyi ve etkinliği hakkında fazla iyimser olmamalı. Yaptığınız yatırımdan, kısa zamanda vazgeçip çıkabileceğinizi ve bu deneme-yanılma hamlesinden zararsız bir şekilde kurtulabileceğinizi varsaymayınız.

 

  1. Al-Sat oyunu (Asset Play) zannedildiği kadar basit ve gerçekçi olmayabilir:

Sanırım yeni yatırımcıyı deniz ticaretine ve armatörlük mesleğine çeken en önemli argüman al-sat oyunu senaryosudur. Yunanlı armatörler sıklıkla örnek olarak gösterilir. 10 milyon dolarlık geminin fiyatı, 30 milyon dolar oluyor denir ve bu fazlasıyla çekici gelir insana. Şimdilerde piyasa kötü, böyle şeyleri çok duymayız ama tekrar duyulacağı zamanlar gelecektir. Yani rakamlar ve istatistikler bu senaryoyu öyle açık bir şekilde doğrular ki, sıradan bir insanın inanması elden değildir. Bir önceki konumuzla da bağlantılı olarak, kaç yatırımcı bunu gerçekleştirebildi diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Ben bu stratejinin tamamen imkansız olduğunu iddia etmiyorum. Ancak bu stratejiyi gerçekleştirmek gerçekten çok güçlü bir irade gerektiriyor diyorum. Yani başka firmaların her gün 50 bin dolar kâr ettiği bir dönemde (örneğin 2007 yılı sonu), nasıl olupta piyasadan çıkabilmeyi becereceksiniz. 2008 tarihli bir makalede 2009 yılında gerçekleşecek düşüşten bahsetmiş olmanın tek başına bir faydası yoktur. Bu bilgiyi pratiğe çevirmek çoğu zaman esas sorundur. Çevrenizde büyük bir kitlenin size garip bakışları altında, çoğuna ahmakça görünen bu hamleyi nasıl gerçekleştireceksiniz? Ve siz buna ne kadar inanıyorsunuz? Piyasanın dönüş anında gerekli hamleleri yapabileceğinizi düşünüyorsanız, geç kalmışsınız demektir. Zamanlama konusunu bir sonraki başlıkta ele alacağız ama kısaca gemiler kolay alınıp satılmadığı gibi sizinde birey olarak bunu yapabilecek kadar kuvvetli kalabileceğiniz varsayımı biraz abartılı sanırım. Kendinize güven konusunda fazla abartılı olmayın.

 

  1. Piyasa yükseldiğinde artık vakit geçmiştir, sonraki döngüyü kollayın:

Sanırım bu makale ile ilgili en çok eleştiri alacağım başlığı atmış bulundum. Şimdi öncelikle sayısal bir veri ile başlamak istiyorum. Birkaç yıl önce entresan bir çalışma yaptık. 30-35 yıl öncesinden bu yana, her yıl gemi alıp piyasaya giriş yapan ve gemisini uzun vade işleten yatırımcının, o gün itibariyle elindeki geçmiş verilerden hareketle geleceğe dair yaptığı fizibilite çalışmalarını simüle ettik. Buna ek olarak, aynı gemilerin piyasadaki gerçek verilerle performansını inceledik (kâr/zarar, iflas vb.). Nihai olarak bu analizden çıkan sonuç şöyleydi. Piyasa düşük dönemden, yüksek döneme geçtiğinde, 1-2 yıl süre tamamlanmış ise (mesela son döngü için 2005 senesine gelinmişse), artık yeni bir yatırım ve gemi alımı için doğru vakit geçmiştir. O andan itibaren gemiyi terketme dönemi başlamıştır. Dolayısıyla, navlun piyasası 3-4 kat yükselmiş ve bu süreç 1-2 yıl zamanı geçirmişse, artık uygun yatırım zamanı geçmiştir. Bu durumda bir sonraki döngüyü kollamak ve en az 5-6 sene beklemek gerekiyor. Gerek 2005 yılında ve gerekse bugün geriye dönülüp bakıldığında, çoğu kişi bu hesabı mantıksız bulabilir. Yani dediğim gibi rakamlara bakıldığında, 2005 yılında bir gemi alıp, 2007 yılında satmış olsaydınız, gene büyük bir servet yapabilirdiniz. Fakat rakamlar ile reel piyasa psikolojisi ve kendi psikolojiniz arasındaki farkı adaletli ve objektif bir şekilde tartmanızı tavsiye edebilirim. Bugüne kadar bu şekilde servet yapmış pek kimsenin olmadığının ve sizinde herkesten farklı sihirli bir yeteneğe sahip olmadığınızın altını çizelim.

 

  1. Gemi yatırımları uzun soluklu yatırımlardır ve en az 15 yıllık bir projeksiyonda düşünmeyi gerektirir:

Ortalama bir navlun piyasası döngüsü 10 yıl sürüyor. Ayrıca gemilerin her bir armatörde (aynı gemiye değişik zamanlarda sahip olan yatırımcılar) işletilme süreleri de aşağı yukarı 10 yıldır. Bu basit bilgiden kaynaklanan bazı temel çıktılar söz konusudur. Navlun piyasasındaki birkaç yıllık iniş çıkışları dikkate alarak bir yatırım planlaması yapmak ve yatırımı yönetmek mümkün değildir. Alım-satım kararları da dahil olmak üzere, uzun vadeli düşünmeyi gerektirir. Uzun vadeli düşünme, psikolojik açıdan da faydalıdır. Örneğin, navlun piyasasının yüksek zamanında, çevrenizdeki yatırımcılar size ahmak gözüyle bakarken, uzun vade de başlarına gelebilecekleri düşünür, kendinizi bundan korumak için yapmanız gereken hamleleri gerçekleştirmek konusunda kendinize güveniniz artar. Kısa vade duruma göre “sürü psikolojisi” ile değil, uzun vadeli planınıza göre hareket edersiniz. Bunu bir kez gerçekleştirebilirseniz, bir sonraki döngüden önce likidite avantajınızı kullanıp firmanızı büyütme fırsatını elde edersiniz. Krizde büyüyen firma hikayelerinin temel stratejisi budur esasen. Ama kısa vadeli ve aşırı değişken kararlar bu planınızı bozar, bir süre sonra kendinizi farklı bir kulvarda bulursunuz. Bugün borsa işlemlerinin yüksek hacimli ve çok hızlı gerçekletiriliyor olması, piyasalara aşırı volatilite getiriyor ve bu esasen tüm yatırımcılar için tehdit oluşturuyor. Bu türden bir yatırım anlayışı, kumardan çok farklı değildir. Tarafınızı belli etmek (kumar oynayan veya yatırım yöneten) ve yerinizi korumak konusunda sürekli bir iç değerlendirmeye ihtiyaç duyacaksınız. Ve son olarak, kısa vadeli iniş çıkışları delil göstererek yatırım kararlarınızın yönünü değiştirmek isteyecek yönetici ve dostlarınıza karşı hazırlıklı olun.

 

  1. Geminizin gerçek değerini kimse bilmiyor!:

Gemi değerleme konusunda son on yılda büyük bir sınavdan geçtik. 2007 yılında bir Capesize dökme yük gemisinin fiyatı, bir sene içinde 150 milyon dolardan, 45 milyon dolara kadar geriledi. En büyük brokerlik firması Clarksons gemi değerleme hizmetlerine bir süre son verdi. Gemi fiyatları inanılmaz değişiklikler gösterdi ve itibarını korumak isteyen firmalar, birkaç hafta içinde anlamsız hale gelecek fiyatlamaları yapmak istemediler. Alman bankaları bu soruna çözüm olarak nakit akışı simülasyonuna dayanan fiyatlama yöntemlerini (örneğin DCF) temel alarak denizcilik sektöründeki ipotek krizini birkaç yıl erteleyebildiler. Ancak Birleşik Devletleri’deki ev ipotek krizinin karbon kopyası bir kriz denizcilik sektöründe de gerçekleşti. Her ne kadar bankalar batmasa da, en büyük portföy sahibi banka HSH Nordbank bir iki yıl içinde listede hızla alt sıralara indi ve halen mali gözetim firmaları tarafından mercek altında izleniyorlar. Zira portföyünde ipotek gösterilen ve ipotek destekli bono satışı yapılan gemilerin değeri adeta kayboldu. Halka arz olmuş bazı denizcilik şirketleri değer düşüklüğü zararı (impairment loss) göstermek zorunda kaldı. Mali gözetim şirketleri değersiz gemilerin bilonçolarda gösterilmesine fazla tahammül edemediler. Sonuç olarak, çok değerli görünen gemilerinizin değeri birkaç yılda uçup gidebilir. Düşük tonajlı gemilerde bu etki daha azdır. Tonaj büyüdükçe bu etki inanılmaz boyutlara ulaşır. Ve geminizin değerini tam olarak ölçebilecek bir yöntem yoktur. Tüm değerlendirmeler bir tahmindir ve hepsi günün sonunda yanlıştır.

 

  1. Gemi teknik idaresi ile gemi işletmesi farklı şeylerdir:

Deniz ticaretine aşina olmayan toplumun önemli bir kesiminde gemi teknik idaresi (kaptanlık, gemi makine mühendisliği gibi) ile gemi işletmeciliği aynı şeyler gibidir. Yani örneğin uzun yıllar deniz tecrübesi olan bir uzakyol gemi kaptanının gemi işletmeciliği ve yönteciliği için ideal insanlar olduğu yönünde yanlış bir inanış vardır. Deniz tecrübesi olanlar içerisinde çeşitli eğitim süreçlerine katılmış ve kendini geliştirmiş olanlar bulunmakla birlikte, sadece deniz tecrübesini veya genel olarak teknik tecrübeyi şirket üst yönetimi için yeterli vasıf olarak görmek hayli zordur. Buna ek olarak, deniz tecrübesi olan kaptan ve baş mühendisler içerisinde kendini potansiyel CEO olarak görenlerde azımsanmayacak kadar çoktur. Dolayısıyla, yeterli sektör bilgisi olmayan yeni yatırımcının beklentilerini sağlayacak potansiyel güvene sahip teknik tecrübeli insanlar da bulunduğundan, hatalı bir işbirliği doğması kaçınılmaz. Bunun yanında, kimi kaptan ve baş mühendislerin bu özgüven çerçevesinde rast geldikleri özellikle küçük yatırımcıları yanlış yönlendirdiklerine sıklıkla şahit olursunuz. Gemi işletmeciliği ve gemi yatırımlarının yönetimi finans, risk analizi, piyasa bilgisi ve daha bir çok konuyu içerir ki, bu konular teknik kadroların yetiştirilmesi sürecinde en iyi ihtimalle gözden geçirilir, derinlemesine bir eğitim-öğretim konusu olmaz.

 

  1. Denizcilik sektörü küçüktür ve bu sektörde görev yapan bağlantısız zannettiğiniz insanların arasında gayet yakın ilişkiler vardır:

Bu bilginin iki türlü çıktısı bulunuyor. Birincisi, insanlar sektör içinde kolaylıkla iletişime geçerler, bir çok farklı sahada kolaylıkla hizmet vericilere ulaşabilirler. Gerek mevcut arkadaşlıkları nedeniyle (örneğin aynı okuldan mezun olmuş olmaları gibi) ve gerekse birbirlerine iş imkanları sunuyor olmaları sebebiyle, yardımsever ve samimi insanlar çoktur. Bu durum işlerin sanıldığından daha çabuk halledilebilmesini sağlayabilir. Ancak birde negatif yönü vardır. Yatırımcı olarak firmanıza hizmet sağlayan çeşitli firmalar ile yöneticileriniz arasındaki ilişkileri de yönetmek durumunda olabilirsiniz. Dünya çapında bazı kötü örnekler yüksek meblağlı sahtekarlıklar nedeniyle su yüzüne çıkmış olsa da, büyük çoğunluğu farkedilmez. İş etiği konusunda daha dikkatli olmak ve kontrol mekanizmaları oluşturmak zorundasınız. Kimi örneklerde öyle görülüyor ki, firma içerisinde kimi yöneticiler ve yardımcıları ortak hareket edebiliyor, hak ettiklerini düşündükleri bazı ek gelirleri ve hediyeleri kabul edebiliyorlar. Örneğin kimi enspektörler tersanelere baskı yaparak, kendi firmalarına fatura edilecek ek bir bakım-onarım giderinin kendisine ödenmesini talep edebiliyor. Kimi yöneticiler, tersanelerden dolgun bir hediye ya da zengin bir misafirperverlik bekleyebiliyor. Tüm bu masraflar sonuç olarak kendi firmasına fatura edileceğinin farkındadırlar. İş etiği konusunda en zayıf sektörlerden birinde yatırım yapmayı planlıyorsunuz. Şeytanın avukatıyla işbirliği yapmakta fayda var.

 

BONUS 11. “Çok iyi” ingilizce bilmelisiniz:

Bu konuyu ek olarak yazmayı tercih ettim. Basit bir konu gibi görülebilir. Ama sektör tecrübesi olanlar meselenin ehemmiyetini gayet iyi anlamışlardır. Sadece ingilizce bilmeniz yetmeyebilir, çok iyi ingilizce bilmelisiniz. Bu sektörde neredeyse her şey ingilizce yazılır ve raporlar genelde ingilizcedir. Örneğin en temel yayınlardan olan “Maritime Economics (Martin Stopford)” kitabını rahatlıkla okuyabiliyor olmalısınız ve okumalısınız. Bu kitabın türkçe çevirisini akademik bir kadro ile bitirmiş bulunuyoruz ve yakında kitabevlerinde satışa sunulacak. Ancak bir yatırımcı için bu yeterli değildir, özgün metinden de okunmalıdır. İngilizce bilmemek yatırımcının çoğu konuda fikir sahibi olamaması ve her söyleneni ister istemez kabullenmesi manasına gelir (kaçınılmaz bağımlılık). İngilizce bilmiyor ve tüm mal varlığınızı emanet edebileceğinizi düşündüğünüz gerçekten vasıflı ve “çok iyi” ingilizce bilen bir yöneticiniz yoksa dil sorunu bu sektörde hiç yatırım yapmamanız için bence yeterli bir sebebtir.

Have your say!

6 0
Tarafından yazılmıştır

Cevap bırakın

kayıp Şifre

Kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturmak için bir bağlantı alacaksınız.